Ayın Klasiği / Halit Ziya Uşaklıgil - Aşk-ı Memnu

16:43 Asena Günkaya 0 Comments


Bu söze görür görmez aşık oldum. Ne de güzel söylenmiş, ne doğru bir söz. Paylaşmazsam olmazdı. Gerçekten de; klasikler, zamansız kitaplar. Her yaşta farklı bir tat veriyorlar ve insan hayatı boyunca belli dönemlerde tekrar okumalı bana kalırsa.

Herkese güzel bir günden merhaba! Havalar hala oldukça soğuk olsa da, o dondurucu günlerdeki gibi değil neyse ki. Güneşi görebiliyoruz son günlerde. :) Peki ben böyle günlerde ne yapıyorum? Üşengeçlikten vazgeçip, örnek bir blogger olmaya çalışarak yazı yazıyorum. :) Haha, buna herkes güler sanırım. :D Açıkçası yapacak ekstra bir şey olmadığı için, evden çıkmıyorum ve bloguma daha çok zaman ayırabildim böylece. Çok da güzel oldu bu açıdan. :) "Ayın Klasiği" bölümünü aylardır boş bırakmıştım, hatta bu kadar ay geçtiğinin ben bile farkında değildim. Bakınca gördüm ve gerçekten üzüldüm. Oysa ki, severek yazdığım ve önem verdiğim bir bölümdü. Her ay yazınca klasikler yetişmez aslına bakarsanız ama bir daha bu kadar boş bırakmam umarım burayı. Bugün, bir geri dönüş yapıyorum ve yerli bir klasiği tanıtıyorum. Yabancıları daha çok okusam da, yerlileri de unutmak istemiyorum ve yer vermeye çalışıyorum. Günün konuğu; dizisi sağ olsun, artık herkesin bildiği ve bilinen klasiklerden de oldukça farklı bir klasik olan "Aşk-ı Memnu".


Aşk-ı Memnu; günümüz Türkçesiyle "Yasak Aşk", Halit Ziya Uşaklıgil'in 1900'da yayınlanan realist romanı. Kitapta romantik öğeler esas alınıyor ama bunun tür olan romantizm ile pek ilgisi yok biliyorsunuz ki. Yazarın, belki de en ünlü eseri. Konusundan uzun uzun bahsetmeme gerek yok. Hepimiz aşinayız zaten. Kısaca; bir kadının "aşk" adına yaptıkları, bunun bir aileye etkisi ve diğer yandan kadının kendi annesiyle çatışmaları diyebiliriz. Para, şöhret, adına; sadece hırs için yapılanlar. Koca bir konakta yaşanan onca olay. Her karakterin başına birçok şey geliyor, bu romanda kimse yer kaplamak için yazılmamış. Herkesin ayrı bir hikayesi, herkesin bir sonu ve herkesin olaylara etkisi mevcut. Bence, bu da eseri daha da değerli yapan bir durum. Her bir karakterin başına gelenler ayrı heyecan olduğu için, pek sıkılma durumunuz olmuyor. Ve olayları daha geniş bir şekilde düşünebiliyorsunuz.  Romanın sonunu hepimiz biliyoruz. Ama karakterlerin gerçek anlamda "iç dünyaları"nı , ancak romanı okuyarak anlamak mümkün. Sadece dizi ile, biraz eksik kalıyor bana kalırsa. Ama tabi ki; böyle bir eserin çok daha fazla tanınmasını sağladığı için, diziye de çok şey borçluyuz. Ki ben de bayılarak izlerdim o dönem, hiçbir bölümünü kaçırmadığım ender dizilerden. Kadrosu, müzikleri, senaryosu vs.. her şeyi ile ; yapılmış en kaliteli işlerden ve döneme damgasını vurduğu bir gerçek. Hala tekrarları bile çok iyi reyting alabiliyorsa, bu büyük bir şeydir.

Eserde, Halit Ziya Uşaklıgil'in ahlakı çok ön planda tuttuğu söylenemez. O döneme göre, oldukça yenilikçi bir eser ayrıca. Riskli bir iş ancak karşılığını fazlasıyla almış. Bu romandan sonra, bunu örnek alıp da çıkan benzer konulu birçok eser yayınlanmış. Roman, aynı zamanda döneme de ışık tutmayı ihmal etmiyor. Ayrıca, evlilik üzerine düşünecek çok şey veriyor okuyucuya. Evlilikte yaşanan sorunlar, eşler arasındaki yaş farkının getirdikleri.. Bunun gibi birçok konuya değiniyor ve bunları, gerçekçi bir biçimde yansıtıyor. Tabi, dili hakkında pek olumlu konuşamayacağım. O dönemdeki çoğu eser gibi, oldukça ağır bir dili var. Servet-i Fünun döneminin genel özelliklerinden biri olarak, Osmanlıca kendini yoğun bir biçimde gösteriyor. Ancak, sonraki basımlarda dilde sadeleştirmelere gidilmiş. Şu an, oldukça yalın bir şekilde eseri okumak mümkün. Eser İstanbul'da geçtiği için, o dönemdeki şehir yaşantısına da çanak tutuyor bir yerde.

Kanal D'de yayınlanan dizi öncesinde, TRT'de ilk kez diziye uyarlandığını biliyorsunuz romanın. Oldukça iyi bir kadroyla, çok ses getiren bir diziymiş. Biz seyredemesek de. :) Roman hakkında daha fazla bir şey yazma gereği duymuyorum. Benim çok sevdiğim, gerçekten ilgi çekici bir konunun ili çekici bir biçimde anlatıldığı, okurken neler olacağını merak edeceğiniz, güzel bir klasik. En sevilen ve benim de en sevdiğim yerli klasiklerden. Dilinin biraz ağır olduğunu tekrar belirteyim. Ama günümüz baskıları gayet okunabilir. Dünya Klasikleri'ni okurken, gerçekten iyi olan yerli klasikleri de unutmamalıyız diye düşünüyorum. Herkese tavsiye ederim, bir şans verin bence okumadıysanız!

Bu yazıyı da burada noktalıyorum. Bu bölümü gerçekten seviyorum. Birçok kişi klasiklere ön yargı ile yaklaşıyor ve uzak duruyor. Oysa, gerçekten çok güzel klasikler var. Bazıları gerçekten sıkıcı, katılıyorum ama genele vurmamak lazım. Ki bunlara boşuna klasik denmemiş. İster yerli ister yabancı olsun, hepsi insana bir şey katıyor ve çeşitli düşüncelere itiyor okuyucuyu.  Umarım, yazıyı sıkılmadan okursunuz. Bu arada, sizden de tavsiye istiyorum. Yazmamı istediğiniz bir klasik varsa yorum olarak yazın lütfen. Belki okumamışımdır ve okuyup çok severim, önerilere açığım. :) Sevmediklerinizle ilgili de yorum bırakın tabi. Siz Aşk-ı Memnu hakkında ne düşünüyorsunuz? Okudunuz mu? Okumadıysanız, listenize almalısınız bence. Haftanın ortasındayız. Umarım, haftanız çok güzel geçiyordur ve fazla üşümüyorsunuzdur. :) Herkese keyifli okumalar! :)

0 yorum: