THE THEORY OF EVERYTHİNG / YORUM

15:09 Asena Günkaya 4 Comments

Herkese haftanın ortasından merhaba! Havalar yine soğudu burada, artık doydum soğuğa gerçekten. Nisan gelsin diye gün sayıyorum. Ay iki gündür şu yazıyı yazacağım yazacağım deyip hep erteliyorum, vallahi ben iflah olmam! Artık binbir zorlukla oturdum sonunda başına. :D Bu üşengeçlikle ben ne olacağım bilmiyorum. :D Neyse, uzatmadan yoruma geçeyim hemen. Harika bir film anlatacağım bugün size.

"The Theory of Everything" ; Stephen Hawking'in hayatını ( büyük kısmını ) anlatan ama kesinlikle tamamiyle biyografik diyemeyeceğimiz bir film. Sezonun en ses getiren filmlerinden. Hawking'in üniversite yaşamı ile başlıyor, düşünceleri ve hastalığı daha sonra da yaptıkları ile devam ediyor. Şunu söylemeliyim ki; Hawking'in kariyerinden ve bilim hayatından çok özel hayatına odaklanılmış. İlk karısı Jane ile olan ilişkisi ana konusu filmin ama kesinlikle kariyeri de boşlanmamış. Özel hayata ağırlık verilse de, gayet güzel bir şekilde fikirleri ve çalışmaları da aktarılmış filme. Sadece özel hayat var sanıp filme gitmeye çekinen bilim severler düşünmeden gidebilirler yani. :) Ben Hawking'i tabi ki biliyordum, yaptıklarından ve hastalığından haberdardım az çok ancak film sayesinde çok daha iyi tanıdım. Fazla bir şey bilmiyormuşum aslında. Özellikle özel hayatı hakkında pek fikrim yoktu. Zaten ünlü isimleri anlatan -belgesel tadında olmayan- filmleri severim. Bu film de bu kadar güzel işlenince, bayıldım!




Konuyu zaten söyledim, belgesel tadında olmayan bir Stephen Hawking hikayesi. Yönetmen, James Marsh. Bence çok iyi bir iş çıkarmış. Filmin bütünlüğü, kamera açıları, karakterlere odaklanması, müziği harika bir şekilde filme yedirmesi ve en sondaki o geri sayım harikaydı! İlk büyük çapta işi olmuş, artık önü açılır. Belki de gerçek bir hikaye olduğu için beni bu kadar etkiledi, bilmiyorum. Tüm ekip o kadar uyumlu ki, sanki gerçekten onlar onlar gibiydi. Eddie Redmayne, çok ama çok iyi bir iş çıkarmış. Aldığı Oscar sonuna kadar helal olsun! Resmen Hawking'i izliyor gibiydim ya, tip olarak da benziyor zaten ama bu kadar olur. Konuşmaları, özellikle hastalığından sonraki halleri. Başkası bu kadar canlandırabilir miydi, bilmiyorum. Seneye de yine benzer tarzda, bir kadın kılığına gireceği iddialı bir filmle geliyor. İki sene üst üste Oscar yarışında zirveye oynayabilir, şimdiden söyleyeyim. Felicity Jones'un da çok duru bir güzelliği var ve çok tatlı biri bence. :) Çok güzel bir Jane olmuş o da. Stephen'a olan o takdir edilesi bağlılığı, her şeye koşturan kadın hallerini çok iyi yansıtmış. Adaylığı hak etmiş yani sonuna kadar. Filmin sürprizi benim için, David Thewlis idi. Harry Potter severlerin gönlünde ayrı bir yeri olan oyuncuyu HP'den sonra ilk kez bir filmde izledim. "Lupinciğiiiim, canım!" dedim durdum filmde. :) O da çok iyi bir iş çıkarmış az da olsa sahneleri.  2015'te çokça filmde göreceğiz ayrıca kendisini, bu da güzel haber! Diğer oyuncular da ellerinden geleni yapmış, kimse sırıtmamış ve işin güzel tarafı, gerçekten çok uyumlu bir ekip olmuşlar. Bu da her zaman yakalanmaz.




Senaryo, Jane Hawking'in Stephen ile olan yaşamını anlattığı kitap baz alınarak yapılmış. Görüntü yönetmenliği çok güzeldi. Hele o müzikler! Filme çok iyi yedirilmiş, çok güzel müziklerdi. Bayıldım, kulaklarımın pası silindi. Johann Johannson'u tebrik etmek gerek. Film hiç sıkıcı değildi ayrıca. Belki çoğu kişinin bildiği bir sıra var ama çok akıcı. Uzunluğu da tam kararında olmuş. Sonu da güzeldi ama belki farlı bitebilirdi dedim ben. Yani belki Stephen ile Jane arasında son bir konuşma olabilirdi. Yine de, böyle de güzel. Filmi izlerken hep, Jane'e hayran oldum. Bir yerde biraz kızsam da çok da kızamadım. Gerçekten yaptıkları birçok kişinin yapabileceği şeyler değil. Neredeyse hayatından vazgeçmiş kadın. Çok takdir edilesi bir durum, ne kadar emek harcamış. Sonları da kötü bitti gibi gözükse de, pek de öyle denemez. Bir yerde Stephen Jane'e 3 çocuğunu göstererek, "Bak neler başardık!" diyor. İşte, film aslında tam da bunu gösteriyor. Düşünsenize, adama hastalığı ortaya çıkınca biçilen ömür 2 yıl. Ama o hala hayatta ve yaşamaktan, üretmekten vazgeçmemiş. O kadar zorluğa rağmen kitapları, zekası, düşüncelerini yılmadan anlatmaya çalışması büyük iş. Ki fikirleri hala tartışılıyor, birçok bilim insanı ondan ilham alarak çalışmalar yapıyor. O fikirleri yakından öğrenmek de ayrı güzel oldu benim için. Bu denli ayrıntılı bilmiyordum. 



Kısacası, herkese mutlaka izleyin diyeceğim bir film. Gerçekten kaçırmayın. Bilimle ilgilenmeyenler, Hawking'i sevmeyenler bile izlemeli. İnsan birçok şeyi sorguluyor çünkü. Hem bu hastalık hakkında daha fazla bilgimiz oluyor, hem aynı durumda biz olsak Jane gibi yapabilir miydik sorusuna cevap arıyor, hem de bir insanın ne olursa olsun istediğinde neler başarabildiğini görüyoruz. "Yaşıyorsak, umut var demektir." diye bir söz var ya, çok doğru gerçekten ve tam da bu durumu anlatıyor film. Tüm bunları da sizi hiç sıkmadan yapıyor. Bu arada, kesinlikle drama boğulmuş ağlak bir film değil. Tabi ki yer yer gözlerim dolu, hüzünlü kısımlar çok ama o hüznü abartmadan verebilmişler. Birçok eğlenceli sahne de vardı. Espriler güldürdü, mutluluk verici sahneleri de unutmamaları sevindirdi beni.

Evet, benim film hakkındaki düşüncelerim böyle. Size bir şeyler katan filmlerdendi. Birkaç gün önce "The Imitation Game"i de izledim ve o da harikaydı. Çok beğendim ama açıkçası bu filmi ondan çok az, azıcık daha etkileyici buldum. İçinizden bir yerlere dokunuyor çünkü film. Siz izlediniz mi? İzlediyseniz, nasıl buldunuz? Böyle bir filmi beğenmeyen çıkacağını sanmıyorum. Ama eksik gördüğünüz yerler varsa, yazın. Beraber tartışalım. :) İzlemeyenler de ilk fırsatta izlemeli diyorum. Filmin IMDB sayfasına ulaşmak isteyenler, tıklasın. Herkese keyifli okumalar! :) 

Puanım: 5/5

4 yorum:

  1. Haklısın kesinlikle izlenmeli. Ben çok severek izlemiştiiim =)

    YanıtlaSil
  2. izlemeliyim :) bloğunu takibe aldı bende bloğuma beklerim sevgilerle:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle izle derim, pişman olmazsın. :) Teşekkürler, bakacağım mutlaka!

      Sil