İLK DEFA-CORA CARMACK / YORUM

18:30 Asena Günkaya 0 Comments


"Üniversitenin tek bakiresi olarak mezun olmak istemeyen Bliss hızlıca birini bulup bu işi çözmeye karar verir. Mümkün olduğunca çabuk... Tek gecelik bir ilişki... Bliss o kişiyi bulur ancak gerçekten gülünç bir bahaneyle onu yatakta bırakarak kaçar. Ertesi gün sınıfa giren yeni tiyatro öğretmeni ona çok tanıdık geliyordur. Bliss tam sekiz saat önce onu yatakta bırakmıştır... Yalnız... Çıplak..."

Bugünün yorumuyla merhaba tekrar. Bugün, okumanın üzerinden çok zaman geçen ama yorumunu girmediğim bir kitabı yazıyorum: "İlk Defa". Orjinal adıyla: "Losing It". Kitap, "Pena Yayınları"ndan çıktı. Birçok kitabı -özellikle seri olanları- blogdan önce okuduğum için yorumları yok. Bazıları da benim üşengeçliğim nedeniyle güme gidiyor genelde ama artık kendi kendime bir karar aldım. Okuduğum her kitaba yorum gireceğim. Önceki okuduklarım da dahil. Güzel yazı dizileri düşünüyorum hatta bu konuda. "Şşşt! Kimse duymasın!" :) Konuyu daha da dağıtmadan, kitabımızın yorumuna geçiyorum.

Kitap tam olarak da tanıtım yazısında yazıldığı gibi başlıyor. Bliss; saf, erkekler konusunda hafif çekingen, eğlenceli ve oyunculukta gerçekten yetenekli bir üniversite son sınıf öğrencisi. Okulda gayet sevilen, popüler bir kız diyebiliriz. Ve ani bir karar ile, üniversiteden bakire olarak mezun olmak istemediğine karar veriyor. Gittiği barda da gözüne; oldukça yakışıklı, kitaplardan-sanattan anlayan, ayrıca ilginç bir şekilde çekimine karşı koyamadığı birini kestiriyor. Bu isim de; Garrett oluyor. Kızımız alkolün de verdiği gazla, adamın evine gidiyor ve yatağa giriyor... Giriyor girmesine ama son anda yapacağı şeyin ciddiyetini "fark ediyor" ve anında panikliyor. Ne yapacağını şaşırmış bir halde, aklına gelen en komik ve ilk bahaneyi söyleyerek adamı yatakta çıplak bir halde tüyüyor! Bahanesi de ciddi anlamda okuduğumda kahkaha attığım bir şeydi, kim bir kedisi olduğunu söyleyerek böyle bir adamı bırakır ki? Üstelik, gerçekte kedisi dahi yokken! Daha ilk kısım, kitabın ne kadar komik şeyler barındırdığına dair bir ipucu olmuş. Bu yaşananları hazmetmekte zorlanan Bliss; ertesi gün okula gidiyor ve ders başlarken kafasını bir kaldırıyor kiiiiiii, karşısında Garrett! Yeni tiyatro hocaları Garrett çıkınca, Bliss şok oluyor haliyle. Eli ayağına dolaşıyor ister istemez. Garrett için de aynı şok söz konusu. Çünkü, kızın daha büyük olduğunu düşünüyordu ve böyle bir şeyi kim tahmin edebilir ki? O dersi bir şekilde atlatıyorlar ve ders sonunda Bliss; "hocasının" yanına giderek, "Bu nasıl olur? Dün gece olanları unutalım. Özür dilerim. Bundan sonra öğretmen-öğrenci ilişkimiz var." tarzı bir konuşma yapıyor ve bu şekilde anlaşıyorlar. Tabiiii sözdee anlaşma. :) Bundan sonra da kitap tam anlamıyla başlıyor ve her şey birbirine giriyor diyebilirim.

Öyle çok harika bir kurgusu, baştaki olayı da bildiğimiz için saymazsak şaşırtıcı bir olayı yok kitabın. Veya çok derin karakterler, çok fazla yüreğe dokunan kısımlar da yok. Ama gerçekten çok eğlenceli ve sizi hiç sıkmadan kendini okutan bir kitap. Hele de beklentiniz sadece iyi vakit geçirmek ise, bayılacağınızı söyleyebilirim. Ki benim böyleydi ve çok beğendim kitabı. Bliss, gerçekten okuduğum en talihsiz kızlardan biriydi. Sürekli istemediği bir olay geliyor başına. Yalnız yaşıyor ve güçlü bir karakter ama şanssızlıklardan da kurtulamıyor. Ayrıca Garrett'ın gelişi ile arkadaşlık ilişkileri de ciddi zora giriyor ve ben o bölümlerde kızın haline üzülmüştüm şahsen. Popülerlikten tek başınalığa doğru bir yol aldı. Garrett'ı ise pek anlatmama gerek yok. İngiliz erkeği demem, AKSAN demem -ki Bliss de aksanına olan ilgisini sık sık dile getiriyor- yeterli olur sanırım. :) Ama bunların haricinde; oldukça eğlenceli, ilgili, motor kullanan, ders esnasında profosyonelliğini koruyan ve daha da güzeli sevdiğinden vazgeçmeyen biri olduğunu söyleyebilirim. 

Kitapta sevmediğim hiçbir kısım yoktu. İki karakter de sevilesiydi zaten. Bliss'in arkadaşları, tiyatro oyunları, okul sahneleri, çiftimizin akşamları birlikte geçirdikleri vakit.. Tüm bunları keyifle okudum. Biraz garipsediğim ve gerçekçi bulmadığım bir nokta vardı ama. O da, Garrett'ın öğretmen-öğrenci yasağını bu kadar takmıyor oluşuydu. Kız daha korkuyordu ama çocuğun umru değildi resmen. Bu biraz gerçek dışıydı ama kitap olduğu için çok da üzerinde durmadım. Gabriel'in Cehennemi'ni andıran bir hikaye gibi dursa da çok farklı tarafları var.  Bir de, "Keşke karakterlerin geçmişi biraz daha derin işlenseydi ve birkaç ciddi olay olsaydı". dedim. Kitapta olaylar var ama hepsi ufak tefek şeyler denebilir. Bu tarz kitapları seviyorum ama içinde karakterler gerçekten zorlu yollardan geçiyorlarsa ve gerçekçi-kayda değer olaylar oluyorsa daha da çok seviyorum.

Sonuç olarak, çok eğlenceli ve harika zaman geçirebileceğiniz bir kitap var karşınızda. İngiliz erkeği ve aksanı da cabası. :) Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim, vaat ettiklerini tamamiyle veren tatlı mı tatlı bir kitap. Bu kitaptan çok güzel bir "romantik komedi" çıkar hatta bana kalırsa. Yapımcılara sesleniyorum. :)  Siz okuduysanız, nasıl buldunuz kitabı? Sevmeyen var mıdır bu kitabı merak ediyorum. Bu tarz okumayanların bile çok keyifle okuduğu bir kitap olmuş çünkü. Kapağı da kendisi gibi çok şekerdi bu arada, hoş bir seçim olmuş. :) Keşke kitap daha uzun olsaymış dedim bitirdiğimde, biraz kısa geldi. Çiftimizi daha çok okumak isterdim. Bu arada, kitabın sonu çok hoşuma gitti. Çok güzel, hep okumak istediğim tarzda bir sondu.

Son olarak, sizlerle birkaç alıntı paylaşacağım. Önceki kitap yorumlarımda bunu yapmamıştım nedense ama bundan sonrakilerde yapacağım. Kesinlikle kitaba olan ilgiyi arttırıyor çünkü. Tabi çok fazla hoşuma giden söz, cümle vardı ama bunlar aklımda kalanlardan birkaçı:


Annem küçükken bir arkadaşımla aramız bozulduğunda bana bazı ilişkilerin öylece bitebileceğini söylemişti. Tıpkı bir yıldız gibi göz alıcı, parlak bir şekilde yanarlar ve sonra özel herhangi bir neden olmaksızın ömürlerini tamamlarlar. Sönerler. 


“Gel buraya,” dedi, oturmak için doğrulurken Hamlet’i göğsünden alıp kucağına yerleştirerek. Tedbirielden bırakmadan biraz uzağına oturdum.
Hamlet’i göstererek, “Bunu nasıl başardın?” diye sordum. 
“Neyi?”
“Onu öyle tutmana nasıl izin verdi?”
“O bir dişi mi?” diye sordu.
“Evet ve herkesten nefret ediyor. Özellikle de benden.” 
“Kendi kedin senden nefret mi ediyor?”
“Aramızdaki sorunları aşmaya çalışıyoruz diyelim.”
Kahkaha attı. “Belki de ona bir erkek adı verdiğin için sana gücenmiştir.”

“Davet mi bekliyorsun?” diye sordum, kapının dışında dikilen Garrick’i süzerek. “Bana bir vampir olduğunu söyleyeceğin bölüm mü geldi?”
Kıkırdadı. “Hayır. Yemin ederim soluk tenimin tek nedeni İngiliz olmam.”

“Bu yüzden beni öptün, değil mi? Siz Amerikalı kızlar, hepiniz aksana bayılıyor gibisiniz,” dedi.

"Eğer eline doğru olanı yapabileceği bir fırsat daha geçse yine aynı şeyleri yapardı diye düşünüyorum. Bu öykü yüz seferin doksan dokuzunda mutsuz sonuçlanacak olsa bile tek bir seferlik mutlu sonu yakalamak için yine değer.”

Çünkü bazen hayat biraz müziğe ihtiyaç duyar.

Yine fazlasıyla uzun bir yazı oldu. Umarım keyifle okursunuz. Ayrıca; çok yakında blogda çok "farklı" bir şeyler göreceksiniz. Çok güzel sürprizler, yazılar geliyor. Herkese İyi Pazarlar! Yeni hafta çok güzel ve su gibi geçsin. :) Görüşürüüüzz. :)


Puanım: 5/5

0 yorum: