TAVSİYE SERİLER / ATEŞ SERİSİ - KAREN. M. MONİNG

10:11 Asena Günkaya 1 Comments

Selam herkese! Bu seriye çok istekli başlamıştım, bir yandan okuyup burada yorum olmayan serilerimi de yorumlamış olacaktım ama devam edemedim uzun süredir. Biraz ayrıntılı yazılar olduğu için, yazmak zor oluyor. Ama bugün devam ediyorum ve en en en en sevdiğim serilerden biri olan "Ateş Serisi" ni yazıyorum. Ne yazık ki, ülkemizde değeri hiç bilinmeyen ve yayınevlerinin elinde heba edilen bir seri. Oysa okuduğum en sağla serilerden biri. Umarım, yazım sayesinde bir kişinin de olsa seriyi okumasını sağlayabilirim. Bu seriyi herkes duysun, herkes bilsin! :) 

Fantastik bir seri. Fantastik türlü türlü birçok yaratık var. Bambaşka bir dünya yaratmış yazar. İrlanda'da geçiyor ama bu yaratıklar da şehrin göbeğinde dolaşabiliyor! Yazarın bu yarattığı dünyaya ve onu işleyiş biçimine hayran oluyorsunuz bir kere. Konu da şu şekilde; MacKayla Lane, pembe hastası normal bir yaşamı olan bir genç kız. Bir gün, ablası Alina'nın ölmesiyle tüm hayatı değişiyor. Ablasının ölümünün peşini bırakmıyor ve İrlanda'ya gelerek araştırmaya başlıyor. Ve ablasının öldüğünü değil, öldürüldüğünü fark ediyor. İşte bu noktadan sonra katili aramaya başlıyor ve bir kitapçıya girmesiyle birlikte bambaşka bir boyuta taşınıyor işler. Kocaman bir kitapçı, o anlatırken ben de içinde olmak istedim. Kitapçının sahibi Jericho Barrons adlı bir adam. Onun da kendine has yetenekleri var ve Mac'in özel biri olduğunu hemen anlıyor. Ve ona yardım teklif ediyor. Ablasının katilini birlikte ararlarken, Mac'i hiç bilmediği bambaşka dünyalara götürüyor ve kendini keşfetmesini sağlıyor. Çünkü, Mac de aslında bambaşka biri. Aslında bir sidhe-kahini ve bundan haberi bile yok. Onun bu özelliği, çok şeye yol açıyor. Barrons, uzun süredir aradığı bir kitap olan Sinsar-Dubh'u Mac'in yardımıyla bulmaya çalışıyor.

Seri, her şeyiyle çok sağlam. Bir kere konusu çok ilgi çekici. Sadece peri veya sadece vampirlere odaklanan, klasik aşkların olduğu bir fantastik seri değil kesinlikle. Her tür fantastik canlı var. En önemlisi de Fae'ler. Bunlar, iyi ve kötü olarak ikiye ayrılmış durumda ve her yerdeler. Bunları da avlayabilenler, sadece Sidhe-Kahini olan kişiler! Karakterler yaş olarak daha büyükler ve çok daha sağlam karakterler, akılları beş karış havada değil. Bambaşka bir dünya var, tıpkı HP gibi. Yeni terimler, yeni kurallar. Başta alışmakta zorlanıyorsunuz ama sonrasında da hiç sorun olmuyor. İlk kitabın arkasında bir tanıtım kısmı vardı ayrıca. Bol aksiyonlu, okurken yerinizde duramayacağınız bir seri. Karakterler de yerlerinde durmuyor çünkü. Vlane gibi - ki neler var neler onda - birkaç yan karakter de var. Dani var, Mac'in en yakın arkadaşı hatta Buz serisinin baş kahramanı. Ama bu seride en çok Mac&Barrons okuyoruz tabi ki.

Kişiler çok iyi düşünülerek yaratılmış bence. Özgün ve dolu kişiler. Mac başta aklı havada tipik bir genç kız gibi gözükse de, hiç öyle değil. Çok yönlü ve akıllı, mantığını da kullanan bir kız. Ayrıca çok gerçekçi bence. Gerçek tepkiler veriyor, insani duyguları var. En sevdiğim karakterlerden biridir. Barrons ise.. Ah ne desem! BARRONS'U TANIMALISINIZ! Gerçekten nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama eşsiz, çok çok farklı biri. Zaten kendisi hakkında başta çok çok az şey biliyoruz. Hele ilk kitapta, "Ya bu adam kimdir, neyin nesidir?" deyip durdum. Meraktan çatlatmış yazar. Üçüncü kitapta falan birkaç şey ortaya çıkıyordu sanırım. Sert biri, kesinlikle duygularıyla yaşayan biri değil. Otoriter, kuralcı ve fazlasıyla tehlikeli biri. Mac'le olan diyalogları da çok güzeldi. Yer yer çok eğlenceli kısımlar vardı, Mac eğlenceli biri zaten. İkisi arasındaki etkileşim, bağ, iletişim her şey harikaydı gerçekten! Keşke daha çok "yakın" sahneleri olsaydı diyorum ama. İlk kitaplarda yazar ağzımıza bir parmak bal çalmaktan başka bir şey yapmamış pek.

İlk kitaplar bence kısaydı. Zaten sıkmayı bırak, kendinizi olaylara kaptırdığınızda bir çırpıda okuyacağınız bir seri. Ayrıca, sınav dönemi veya önemli bir işiniz var ise başlamayın derim. Bırakamıyorsunuz çünkü. Ben seri tamamlanınca alan şanslılardanım. Yazar öyle yerlerde bitiriyor ki kitapları, KAFAYI YERSİNİZ. Ciddiyim! Hele bir üçüncü kitap sonu hele bir dördüncü kitap sonu var ki, ciddi anlamda kitabı duvara fırlatasım gelmişti. Aslında yazarın ne kadar iyi olduğunu gösteriyor bu bize. Acımasız ama çok iyi bir yazar bence. Kalemi güçlü. Diğer kitaplarını henüz okumadım ama mutlaka okumayı düşünüyorum ileride.

Seri malesef ülkemizde mundar edildi. İlk iki kitap -emin değilim üç mü iki mi- Epsilon Yayınları'ndan çıkmıştı ancak o kadar uzadı ki devamının çıkması, yayın haklarını Artemis satın aldı ve oradan devam etti. Yazık, yıllarca seriyi bekleyenler oldu. Kafayı yemediklerine şaşıyorum, cidden büyük başarı. Ben arka arkaya okumuştum neyse ki. Sonunda öyle böyle seri tamamlandı ve bence güzel de bitti. Son kitap, kesinlikle serinin en iyisiydi. Birçok sır açığa çıktı, çok kalın ve doyurucuydu, çok heyecanlıydı. Ama tabi bana yetmedi, devam etse keşke dedim hep. Ki yazar şimdi Buz Serisi ile devam ediyor ama orada da Mac&Barrons varmış az da olsa. Tabi çok azdır kesin, Dani de çok ilgimi çekmiyor şahsen ama belki bir şans veririm.

Seri ile ilgili en büyük sorun ise, çevirisi. Malesef, oldukça kötü bir çeviri vardı ki çok üzücü bir durum. Böyle harika bir seriyi layıkıyla okuyamadık. En kötüsü; yayın hakları değişince, ilk kitaplarda kullanılan birkaç terim de değişmiş ve bu hem kafa karıştırıcı hem de sinir bozucu. Son kitapta ise iyice kötüydü çeviri. Kitabı okumayı engelleyecek boyutta değil, hani hatayı görüp geçiyorsunuz çok sık da değil zaten ama göze batıyor. Çeviri, bir kitaptaki en önemli şeylerden biri.

Yine destan yazmışım. Başladığımda duramıyorum ama böyle bayıldığım bir seri olunca da duramıyorum. HP'den sonra en sevdiğim seri bile olabilir, o derece. Mutlaka okuyun derim. Artık ilk kitap bulunamıyormuş, çoğu kişi bu konudan şikayetçiydi. Ben alabilen şanslı kişilerdenim ama pdf de olsa bir yolunu bulup, okuyun seriyi. Orjinalini okursanız daha da harika tabi! Çok kişi okusun da tekrar basılsın. :) Barrons'u tanımayanlar için de üzülürüm ayrıca. :) Aranızda okuyanlar varsa, yorumlarını bekliyorum. Bu seriyi sevmeyen var mı acaba? Hiç duymadım çünkü. Neler düşünüyorsunuz? Mac'i sevdiniz mi? Snapchat'ten, buradan yorum olarak, instagram-facebook kısacası her yerden bana ulaşıp yazabilirsiniz, tartışırız.

Umarım bu uzun yazımı okurken sıkılmamışsınızdır, tabi hepsini okuduysanız. Ben keyifle yazdım ve bir yük kalkmış gibi hissediyorum üzerimden. Bir sonraki "tavsiye seriler" yazısı hangi seriye gelecek bilmiyorum şu an, biraz düşünmem gerek. Bu arada, uzun zamandır yazmadığım "Ayın Klasiği" yazı serisine de devam etmek istiyorum ama klasik okumadım bayadır. Okuduklarımın da ayrıntılarını unuttum genelde. Ki çoğunu yazdım zaten. Yeni bir klasik okuyacağım sanırım bunun için, bu kez modern klasik düşünüyorum hatta. Ayrıca yazmamı istediğiniz, merak ettiğiniz bir klasik varsa yorum olarak bırakırsanız ben de onlara öncelik verebilirim. :)

Neyse, yine bitiremediğim bir yazı daha olacak gibi. :) Herkese gözüm kapalı tavsiye ediyorum, keyifli okumalar diliyorum. Ve yazıyı, seriden çok sevdiğim birkaç alıntı ile bitiriyorum. Sonraki yazıda görüşmek üzere! :)

"Yavaşca derin nefes alın," dedi Barrons. "Üstesinden gelebilirsiniz. Zihninizi buna yoğunlaştırın Bayan Lane."
Aceleyle biraz hava yuttum. Hiçbir faydası olmamıştı.
Barrons:" Nefes alın, dedim. Sudan çıkmış balık taklidi yapın, demedim."


V'lane:"Ne hoş. İnsan mutluluğunun kusursuz resmi. Kadın yerde, adam kadına tepeden bakıyor. Sana vurdu mu, MacKayla? Vurduysa söyle de onu öldüreyim."
Barrons:"Beceremeyeceğin şeyler için söz verme,"
V'lane:"Belki yapamam ama düşünmesi bile güzel."
Barrons:"Devam et, Tinker Bell."



“Siz dişi kazsınız Bayan Lane. Erkek kaz benim.”
Sanki cinsiyeti konusunda yanılabilirmişim gibi... “Mecazi anlamda kullandım,” diye sert bir ifadeyle açıkladım. “Espri yapıyordum. Espri yaptığın kişi bunu anlamayacak kadar kalın kafalıysa zekice espriler yapmanın ne kıymeti kalır ki?”
“ Ben kalın kafalı değilim,” diye aynı sertlikle karşılık verdiğinde çocukça tartışmalarımızdan birinin daha ufukta belirdiğini anladım. “O dediğinin mecaz anlamı yok. Mecaz ne demekmiş sözlükten bakıp öğren.”

Yirmi senedir bendeki değişikliğin farkında olmadığıma inanamıyordum ama ben farklıydım. Bunu artık biliyordum. Kafamda, vücudumda bir yerler dünya kadar eski gibiydi. Odaklandığım zaman beynim bana oyunlar oynuyordu. Toprak, yangın, rüzgar ve su, bunların hepsi güçtür. En kötü şekilleriyle yıkıcı olabilirler. Bunları ben kontrol ediyordum, ben şekil veriyordum.
Ateş ise iyi veya kötü değildir, yalnızca yanar.

1 yorum: