ORTA BOY POPCORN'LA RÖPORTAJLAR 18 / ZİMLİCİOUS (SİMAY)

14:52 Asena Günkaya 0 Comments

Herkese yeniden merhaba! Röportaj yazılarını artık bitirmek istediğimi söylemiştim. Sona da geldik sayılır zaten. Lafı hiç uzatmadan, hemen bugünkü röportaja geçiyorum. Bugünkü isim; aslında çok uzun süre önce bana cevaplarını gönderen ama benim malesef bir türlü yükleyemediğim Simay. Siz onu zimlicious blogundan tnaıyorsunuz. Benim çok severek takip ettiğim biri. Çok değişik bilgilere ulaşabiliyorsunuz blogunda. Ayrıca, "Can'la 1 sene" gibi yaptığı birçok projeyle de farklılığını ortaya koyuyor. Bloguna bakmanızı öneririm. Kendisine tekrar buradan teşekkür ediyorum ve hemen sorularıma verdiği cevaplara geçiyorum:

Sorulara geçmeden, bize biraz kendinden bahseder misin? Kimdir, nasıl biridir bu blogger?
Ben Simay, ancak arkadaşlarım genelde Zim diye hitap ederler bana. 31 yaşımdayım, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda pufidik kedim Sally ile yaşıyorum. Bir iletişim yönetimi firmasında çalışıyorum; çok yoğun ve stresli bir işim var ve bu stresi kitap okuyarak, örgü örerek, sevdiğim insanlarla çay, kahve, şarap içerek atıyorum. Arada bir “Allahım, neden ben?!” diye isyan etsem de çoğunlukla mutlu ve olumlu biri olduğuma inanıyorum. Ancak aç olduğumda, sabahın köründe isteğim dışında uyandırıldığımda ve/veya iki saat içerisinde halen sabah kahvemi içememişsem içimden bir canavar çıkıyor.

1) Klasik soruyla başlıyorum, nereden geldi bu blog açma fikri?
Lise yıllarımda diğer her ergen gibi ben de LiveJournal’da “selam günlük, bugün hoşlandığım çocuk bana bakmadı” tarzında blog tutuyordum. Üniversitede de bir süre devam etti bu. Ancak o zamanlar daha çok yazdıklarımı paylaşmak, insanların fikirlerini ve eleştirilerini almak için kullanıyordum LiveJournal’ı. Sonra hep kendimden bahsetmek iyice bayık gelmeye başladı. Ben de okuduğum kitaplar hakkındaki fikirlerimi duymak istemeyen arkadaşlarımın başını şişireceğime kitap bloğu tutayım, en azından kendim için bir arşiv olur diye düşündüm. Böylece de Zimlicious oluştu. Hatta düşünüyorum da bu şekilde ilerleyeceğimi o zamanlar düşünseymişim blog için daha kolay bir isim bulmaya çalışırmışım.

2) Hiç açtığına pişman olduğun ya da artık uğraşmak istemediğin için veya başka bir sebeple bırakma noktasına geldiğin oldu mu?
Olmadı çünkü “okumak istemiyorum” dediğim bir dönem olmadı. Okumak, küçüklüğümden beri bir hayal kurma, gerçekten kaçış, başka diyarlar tanıma ve bunu yaparken de bir şeyler öğrenme süreci oldu benim için. E okudukça da yazmaya devam ediyorum. Ancak tabii bazen bilgisayarın başına oturup da aklımdakileri pat pat yazmak zor geliyor. Zaten genellikle okurken not tutuyor, bir hafta boyunca yazacaklarımı hafta sonu yazıp zamanlıyorum çünkü hafta içi bırakın yazı yazmayı, bloğuma girip bakmaya bile zamanım olmayabiliyor.

3) Blogunu ilk açtığında, bu kadar okunacağını tahmin ediyor muydun? Veya soruyu değiştirirsek, bu kadar büyümeseydi bu iş bırakır mıydın yazmayı?
Etmiyordum. Böyle bir şey beklemiyordum da. Ama tabii insanların yazdıklarımı okumaları, hele ki mail atıp fikir sormaları veya kendi fikirlerini paylaşmaları çok güzel bir duygu. Ve tabii blog sayesinde çok tatlı insanlarla tanışma fırsatım da oldu. Yazmayı da hiçbir zaman bırakacağımı düşünmüyorum; blogun bir gün olur da sonu gelirse bile başka bir yerlerde başka şeyler yazıyor olurum.

4) “Zimlicious” nedir? Nereden geldi? Anlamı ne? Çok ama çok değişik bir fikir olmuş, tebrik ediyorum! Blogun daha adıyla farklılığını ortaya koyuyor.
Blogu oluştururken ismini sadece kitap geçen bir şeyle kısıtlamak istemedim. Zim, takma adım. Benim böyle kelime uydurmalarım meşhurdur. Bloga isim bulmaya çalıştığım sıralarda bir arkadaşımla sohbet sırasında dediğim bir şeye tepkisi “that’s so youlicious!” oldu. Kafamda bir ampul yandı tabii ve Zimlicious ortaya çıktı.

5) Blog turlar hakkında ne düşünüyorsun? Bu iş uzaktan zevkli gözükse de çok zahmetli bir iş bir yandan. Turun en güzel ve en zor yanları neler sence?
Blog turlara bildiğiniz mesai harcanması, çok ama çok emek verilmesi gerekiyor. Sağ olsun bizim kızlar hallediyordu en zorlu kısımlarını; yayınevleriyle iletişim, planlama, programlama, yetişemeyen olduğu durumlarda kolları sıvayıp onlara yardım etme… Ben bir süredir zamanım olmadığından katılamıyorum kendilerine ama halen heyecanla bekliyorum “bu sefer ne yapacaklar acaba” diye. ÜKG kızları gerçekten içten, isteyerek ve çok ama çok çalışıyorlar turlar için.

6) Tur deyip ÜKG dememek olmaz. Sen nasıl dahil oldun ekibe?
Kızlardan biri gelip bana katılır mısın demişti diye hatırlıyorum. İlk turu Jodi Meadows’un “Ruhsuz” isimli kitabı için yapmıştık. Yazarla röportaj yaparım diyerek atlamıştım hemen.

7) ÜKG üyelerini tek kelime ile tanımlar mısın bizim için?
Çatlaklar!

8) Bloga ne zaman ne yazacağını nasıl belirliyorsun? Belli bir program mı yapıyorsun kafanda?
Pazartesi günleri o hafta canlabirsene’de ne yayınladığımıza yer veriyorum. Onun dışında belli bir program yok. Sağda solda gördüklerimi sürekli not alıyorum. Hatta GMail inbox’ım kendi kendime attığım maillerle dolu. Hafta sonlarında ise yorumlarımı yazıyor, hangi gün ne yayınlayacağıma karar veriyor ve bütün yazıları kuruyorum.

9) Seninle konuşup “CAN’la 1 Sene”den bahsetmemek olmaz. Bu proje nasıl ortaya çıktı?
Bu proje çok sevdiğim arkadaşım, kitaplikkedisi.com’un sahibi Elif’ten çıktı. Biz zaten bir araya geldik mi bir sürü fikir çıkıyor ortaya. Birlikte yaparsak daha rahat olur, istediğimiz diğer kitapları da araya sokma fırsatımız olur dedi. Böyle sevdiğim ve güvendiğim bir insanla hiç düşünmeden yola çıktım tabii.

10) Peki merak ediyorum, bu etkinlik yüzünden hiç istemediğin bir kitabı da okuduğun oluyor mu? Neyi okuyacağınızı seçiyor muşunuz yoksa?
Çok sevmediğim oluyor tabii ama ne okuduğumuzu kendimiz seçiyoruz. Tek dikkat ettiğimiz nokta Elif’le farklı kitaplar seçmemiz.

11) Blogu ilk açtığın zamandan bu yana, sence en çok neler değişti?
İlk zamanlar “aaaaa bu çok iyi” gibi kısa kestirip atabiliyordum yorumlarımı. Yazı gibi değil de, kısa kısa notlar gibiydi. Son yıllarda daha çok özeniyorum, okurken tuttuğum notları insanların rahat okuyacağı ve okurken zevk alabileceği bir şekilde sunmaya çalışıyorum. Kendimi sadece kitaplarla sınırlamayıp, film, müzik ve sanata da yer vermeye çalışıyorum. Daha bir özenle, daha bir hevesle blog yazıyorum yani.

12) Bloggerlar içinde en farklı kişiliklerden birisin. Uzaktan aşırı entelektüel bir görüntün var. Belli bir ciddilikten çıkmıyorsun yazılarında, pek çok şeyden haberdarsın. Birçok etkinlikte varsın, yabancı sitelerle bile iletişim içindesin! Bunca şeyi ayarlamak zor olmuyor mu?
Bazen “niye bu kadar işi açtım ki başıma” diye düşündüğüm oluyor. Ama özünde planlı programlı ve ne yazık ki takıntılı bir insan olduğum için zamanımı düzgün ayarladığım sürece zor gelmiyor bunlar. Diğer yandan zaten kitaplar hakkında yazmak için araştırıp kurcalamıyorum; ilgimi çeken konularda çok meraklı olmamın bloğa olumlu yansıdığını düşünüyorum. Özellikle GoodReads üzerinden pek çok okur ve yazarla sohbet edebiliyorum ve bu çok büyük, heyecanlı bir lüks.

13) Blog açmak isteyen ama kararsız olan birine neler önerirsin?
İlgilerini çeken bir konuya odaklandıklarından emin olmalarını öneririm. Zaten içinde olduğunuz, takip ettiğiniz, boş zamanlarınızda kurcalamadan duramadığınız bir konu seçerseniz o sizin için bir yük değil, dinlenmenize ve kafanızı boşaltmanıza yardımcı olacak, sizi heyecanlandıracak hatta dört gözle bekleyeceğiniz bir süreç olacaktır.

14) Kitaplık Kedisi desem? İkinizin arasında özel bir bağ olduğu kesin! Önceden tanışıyor muydunuz yoksa blog sayesinde mi oldu? Görüşmüşlüğünüz falan var mı? Kendisini çok severim, yazılarını keyifle takip ederim bu arada. Selam gönderelim.
Kitaplık Kedisi ile GoodReads üzerinden tanıştık. O zamandan beri de çok iyi arkadaş olduk. Her fırsatta görüşüyoruz; hatta bazı hafta sonları beni onun evinde uyurken bulabilirsiniz J Çok sevdiğim için her fırsatta zeytinyağlı barbunya da yapar bana sağ olsun. Bu arada eşine de bize katlandığı, kendimizi kitapçıda yüz saat kaybettiğimizde laf etmediği için teşekkürlerimi ve sevgilerimi gönderiyorum buradan.

Biraz da kitaplarla ilgili sorulara geçelim.

15) Nasıl bu seviyede okumaya başladın? Örnek aldığın biri mi oldu ya da kim teşvik etti? Ve “İşte ben bu kitaptan sonra kitap kurdu oldum.” Dediğin bir kitap var mı?
Annem çok kitap okur, ben de onu hep elinde kitapla görerek büyüdüm. E merak ettim tabii ne var bu kitaplarda kadın içine giriyor, nefes almadan okuyor diye. Küçüklüğümde çok etkilendiğim kitapların başında Peter Pan ve Alice in Wonderland geliyor. Bir de annem, küçüklük kitaplarını bana vermişti. Küçük Kadınlar’dan inanılmaz etkilendim. Onun peşine de Jane Eyre’i okuyunca bir daha duramadım zaten.

16) Sence kitap okumak isteyen ama alışkanlığı olmayanlar veya sıkılanlar ne yapmalı? Nasıl bir şeyle başlamalılar?
Kitap okurken nasıl sıkılıyorlar anlamıyorum açıkçası. Tek sebebi, ilgilerini çekmeyen bir kitaba denk geldikleri için olabilir. Bu nedenle sevdikleri türü, yazarları keşfetmek için biraz zaman harcamaları lazım. Özellikle çok okuyan arkadaşları varsa onlardan tavsiye alsınlar bence. Bazılarının “ama benim zamanım yok” dediklerini duyar gibiyim… Öyle bir bahane yok arkadaşlar! Ben otobüste, metrobüste, minibüste, her yerde kitap okuyorum. Hatta akşamları yürüyüş yaparken de sesli kitap dinliyorum. Eminim ki ilginizi çeken bir şeyler bulduğunuzda siz de muhakkak başka şeylerden kısıp, kitaba zaman ayırabileceksiniz.

17) 9.soruyu genel olarak ele alırsak, ülkemizde okur sayısının artması için sence ne gibi şeyler yapılabilir? Ve tabi sadece edebi değeri olanları değil de her çeşit kitap okumayı da aşılamak iyi olurdu bence. Başbakan olsan ne yapardın gibi bir soru bu.
Özellikle lise zamanlarıma nazaran sağda solda çok daha fazla kitap okuyan insan görüyorum. Toplu taşımada, cafe’lerde insanlar kitap okuyor. Bu sabah mesela metrobüste bir kadın Kristin Hannah, bir çocuk da Jose Saramago okuyordu. Okumanın güzel yanı da bu bence; herkes kendi sevdiği şeyi okuyabilir. Özellikle çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda burada ailelere, okullara, öğretmenlere çok önemli görev düşüyor bence. Benim lisemde mesela okuma listesi şahaneydi! Marquez’le ilk orada tanıştım. The Giver’ı lisede okudum. Ve bunları yalnız başıma okumuyordum; sonra sınıfa gelip üzerlerinde bağıra çağıra tartışabiliyorduk. Böyle bir ortam olduğunda herkes hem heyecanlanıyor, hem de “bu manyaklar ne diyor ya” diye oturup kalmamak için kitapları da okuyor.

18) Hayalindeki kitaplık?
Beauty & the Beast’teki kitaplık. Yanında Beast’i de verirlerse hayır demem J

19) Başucu kitabın? Kitapların?
Bu soru çok zor oldu. O yüzden şöyle cevap vereyim: başucumda Can Yayınları’ndan bu yıl okuyacağım kitaplar ve 2666 duruyor şu anda. Çantamda da Timsah Park var.

20) En sevdiğin 3 yazar?
Gabriel Garcia Marquez, A.M. Homes, Neil Gaiman.

21) En sevdiğin türler? “Asla okumam.” Dediğin bir tür var mı?
Genelde her tür kitabı okuyorum, hatta kurgu olmayan kitapları da. Chick-lit denilen türde kitaplardan da okuyup beğendiklerim var. Ancak “romance” ve “erotica” türlerine pek tahammülüm yok açıkçası. Hayal dünyasının gerçek olması gerekmiyor ama inandırıcı olması benim için önemli ve bu tür kitaplarda genellikle gözlerimi devirirken buluyorum kendimi.

22) Peki şöyle değişik bir soru sorayım. Ölene dek tek bir tür okuyacak olsan, neyi seçerdin?
“Böyle bir şey yapamam, beni şimdi öldürün!” diye haykırabilirim. Ama sonra ölürsem okuyamayacağım kitapları hatırlar, fikir değiştiririm ve “contemporary” derim. Böyle geniş bir tür seçince sevdiğim pek çok şeyi okuyabilirim diye düşünüyorum.

23) Harry Potter’da en sevdiğin 3 büyü?
Cantis favorim! Diğer ikisi de bubble-head charm ve wingardium leviosa.

24) Peki ya en sevdiğin 3 HP karakteri?
Hermione Granger, Professor Snape ve Dobby.

25) “En sevdiğin kitap?” gibi bir soru sormayacağım tabi ki. Ama en sevdiklerini sayar mısın bize abartmadan?

İlk 10 yapabilirim:
Kırmızı Pazartesi – Gabriel Garcia Marquez
Alice in Wonderland – Lewis Caroll
Yabancı – Albert Camus
Seçilmiş Kişi – Lois Lowry
The Virgin Suicides – Jeffrey Eugenides
Jane Eyre – Charlotte Bronte
The Heart Is Deceitful Above All Things – J.T. Leroy
En Mavi Göz – Toni Morrison
Yaşlı Adam ve Deniz – Ernest Hemingway
Küçük Kadınlar – Louisa May Alcott

26) Şu kitabı şu yazar yazsa keşke dediğin ya da nasıl olurdu dediğin kitaplar ve yazarlar var mı? Ateş Serisi’ni J.K.Rowling’in yazmış olması mesela.
Bunu hiç düşünmemiştim açıkçası. Ama mesela Chuck Palahniuk ya da Stephen King gibi biri çocuk klasiklerinden birini yeniden yorumlasa ortaya çok ilginç şeyler çıkabilir gibi.

27) Kendine en yakın hissettiğin karakterler?
Şimdiye kadar kendimi en yakın hissettiğim karakter Küçük Kadınlar’daki Jo March oldu. Hermione Granger’a da kendimi yakın hissediyorum ama ben onun kadar zeki değilim sanırım.

28) Peki ya en sevdiğin 3 karakter desem? Kadın-erkek ayrı sayabilirsin.
Lilly Nelly Aphrodite, Clarissa Vaughan, Dean Moriarty.

29) Okuduğun kitaplara göre, mükemmel erkeği yarat desem hangi karakterlerin hangi özelliklerini alırdın? Bu sorumu çoook seviyorum gerçekten.
Peter Pan’ın çocuksuluğunu, Arthur Dent’in komikliğini, Sherlock’un zekasını, Tristran Thorn’un saflığını, Tyler Durden’ın kendini bilirliğini…

30) Saçını başını yolmak istediğin, okurken sana cinnet geçirten karakterler?
Çok fazla var ama son bir yılda okuduklarımı düşünürsem şu anda aklıma gelen Elif Şafak’ın ‘Mehrem’ isimli kitabındaki ana karakter.

31) Can ile yaptığınız etkinlik bence çok güzel. Çünkü, birçok insan kitap okumayı çok sevse bile genelde “popüler” denilen kitaplara yöneliyor. Siz klasik sayılan, bir şeyler veren gerçekten iyi kitapları okuyorsunuz. Ama bu tarz kitaplar bizde biraz sıkıcı bulunuyor çoğu zaman. Sen bu durumu neye bağlıyorsun? Sence bu durum nasıl kırılabilir?
Öncelikle, canlabirsene’de sadece klasikleri okumuyoruz aslında. Ama evet, arada klasikler de var. Bence bunların bugünün okurlarına sıkıcı gelmesi, eskiye oranla bugün hayatın çok ama çok hızlı olması. Hızlı yaşıyoruz, o yüzden de tez canlıyız; kitaplardan da bu hızı bekliyoruz gibime geliyor. Mesela, Gazap Üzümleri’ni okurken kamplumbağa’nın yolda karşıdan karşıya geçtiği bölümde delirdiğimi hatırlıyorum. Elimde olsa hayvanı alır, oradan oraya geçirebilirdim ki o işkence bitsin! Halbuki klasikler, hem edebiyatın, hem de insanların ne olduğuna ve nereye gittiğine ışık tutan, değerli kaynaklar. Grinin Elli Tonu’nu sırf meraktan okumuştum mesela ve hiç ama hiç sevmedim. Diğer yandan, Lady Chatterley’nin Aşığı insanı şoktan şoka koşturuyor. Şöyle özetleyeyim bari: klasikleri okurken, acele etmeyin. O tasvirlerin, biraz ağır aksak giden ama genelde skandallarla dolu olan hayatların tadını çıkarın.

32) Etkinlik kapsamında şu ana dek okuduklarından, en beğendiğin 3 tanesi hangileriydi?
Dünyanın Sonundaki Ev – Michael Cunningham
Pislik – David Vann
Bazı Kadınlar – Alice Munro

33) Sonunu elinde olsa kesinlikle değiştirmek istediğin kitaplar var mı? Varsa, neler?
Yok. Sonuna sinirlendiğim, “keşke böyle olsaydı” dediğim kitaplar var muhakkak ama elimde olsa da kesinlikle değiştirsem dediğim yok. Yazarların bir bildiği vardır diye düşünüyorum.

34) Bir kitabı sana okutan en büyük etmen nedir?
Bu konuda çok mıymıy değilim açıkçası. Kapağını, ismini beğenerek, arkasını okuduğumda “değişik gibi sanki” dediğim kitapları elime alır, okurum. Severim, sevmem sonunda; o ayrı tabii.

35) Değiştiriyorum soruyu. Bir yazarın senin için favori kategorisine girmesi için, hangi özellikler olmalı? Yani kitaplarda yazarların en çok hangi numaraları seni etkilemeyi başarıyor?
Karakter odaklı kitapları daha çok seviyorum. Onların düşüncelerini, hislerini, içlerinde bulundukları durumlarla başa çıkış şekillerini yalın ve çarpıcı bir dille anlatan yazarlara bayılıyorum. Böyle yazarların hayal güçleri de haliyle oldukça kuvvetli oluyor.

36) Yarım bıraktığın kitap var mı?
Çok var. Ama bu kestirip atmak anlamında bırakmak değil. O an elime aldığım bir kitap beni sarmıyorsa zorlamıyor, başka kitaba geçiyorum. Yarım bıraktıklarıma da araya yıl girse bile illa ki dönüyorum.

37) Keşke içinde olsaydım dediğin kitaplar-dünyalar?
Alice in Wonderland veya Peter Pan olabilir. Veya Tiger Lily. Çünkü sevdiğim kitapların çoğunda karakterler çok zor durumlarda buluyorlar kendilerini. Okurken etkilensem de çoğu zaman onların yerinde olmak istemem.

38) Şu ara çıkmasını en merakla beklediğin kitap?
Bülbülü Öldürmek’in yazarı Harper Lee’nin ikinci kitabı Go Set a Watchman.

39) En sevdiğin yayınevleri? Özellikle de bu işlerin bu kadar içinde biri olarak. Sadece güzel kitap çıkarmak anlamında sormuyorum. En ilgili, yardımsever olanlar mesela?
Can Yayınları, Siren, Kahve Yayınları.

40) Kitap fuarları hakkında ne düşünüyorsun? Hepimiz çok seviyoruz malum, herkesin fikrini soruyorum. Mesela kitap satışı yapmak ister miydin?
Kitap fuarlarını ben de çok seviyorum. Fırsat oldukça da gidiyorum. İngilizce kitapları tercih ettiğim için özellikle sahafların olduğu bölümde kendimi kaybediyorum. Kitap satışı yapmak istemezdim ama; fazla stresli gözüküyor açıkçası. Ancak orada diğer okurlarla, bloggerlarla bir araya gelmek, yayıncılarla sohbet etmek keyifli oluyor.

41) Klasiklerle aran oldukça iyi bildiğim kadarıyla. En sevdiklerin hangileri? Sen birçok kişinin klasiklere mesafeli olmasını neye bağlıyorsun? Ve hiç okumamış birine hangileriyle başlamasını önerirdin?
En sevdiklerim Bronte kardeşlerin kitapları, Rebecca, Mark Twain, F. Scott Fitzgerald ve Charles Dickens’ın kitapları. Klasiklere mesafeli olanların aslında okudukları modern romanların çoğunun bu klasikleri baz aldığını fark etmediklerini düşünüyorum. Hele ki son zamanlarda pek çok genç yetişkin kitabı, klasik hikayeleri yeniden anlatıyor veya farklı bir şekilde yorumluyor (Tiger Lily, Kaçığın Kızı ve Broken gibi mesela). Bir de tabii “ben filmini izlemiştim” durumu var. Diğer yandan, şimdiye kadar klasik okumayan bir okur olduğunu çok da sanmıyorum. Son zamanlarda popüler olan Saksı Olmanın Faydaları’nı herkes okudu gibi geliyor. Bu da iyi bir şey.

42) Yerli yazarları nasıl buluyorsun? En sevdiklerin kimler? Seni pek yerli yazar okurken görmek mümkün olmuyor sanki.
Yerli yazarlar, zayıf noktam. Çok okumadım şimdiye kadar, ancak yavaş yavaş keşfediyorum. Ayfer Tunç’u çok merak ediyorum; bu yıl mutlaka okuyacağım en azından bir kitabını. Şimdiye kadar okuduklarımdan çok sevdiklerim ise (ki bu sayısı sınırlı dediğim gibi ama olsun) Tezer Özlü ve Ferit Edgü.

43) Seni ağlatan kitaplar? E bunu sormuşken, seni okurken kahkahalara boğanları da sorayım?
Kahkaha deyince ilk aklıma gelen kitap Otostopçunun Galaksi Rehberi. Beni güldüren çok kitap oldu tabii ama bunu okurken otobüste ciddi ciddi kahkahalara boğulduğum için insanların bana garip garip baktığını hatırlıyorum. Ağlatan kitap daha çok tabii; son okuduklarımdan üç tane seçmem gerekirse Toni Morrison – Sula, John Williams – Stoner,  Karen Joy Fowler – Hepimiz Kendimizi Tamamen Kaybettik.

44) Çevrende kitaplarla bu kadar ilgili olman nasıl karşılanıyor? Mesela aldığın değişik tepkiler, ilginç sorular var mı? Bazıları çok çok sinir bozucu olabiliyor maalesef, biliyorum.
Kitaptan biraz uzaklaşıp, farklı konulara değinelim biraz da..
Herkes alıştı artık bu halime. Eskiden “niye bunlara bu kadar çok para harcıyorsun?” başta olmak üzere pek çok saçma sapan yorum geliyordu. Şimdi anlıyorum ki bu biraz da yaşla alakalı bir şey. Eskiden böyle yorumlar gelirken, bu aralar “özeniyorum sana” türü yorumlar geliyor. Arkadaşlarım kitapçılarda istediğim gibi dolaşmama bir şey demiyor; hatta onlar da benimle girip bakınıyor. Tabii ben kendimi kaptırırsam onlar sıvışıp kahve içmeye bensiz başlayabiliyorlar.

45) İzlemekten en keyif aldığın film türü nedir ve favori filmlerin? Kitaplar kadar filmlere de ilgin büyük, biliyorum. Önerilerini duymak isterim.
Filmlerde de sevdiğim çok fazla tür var. En sevdiğim film ilk izlediğim günden beri Almost Famous. Onun dışında favorilerim arasında Fight Club, Girl Interrupted, American History X, Pulp Fiction, A Clockwork Orange, Edward Scissorhands, Natural Born Killers ve Se7en var.

46) En beğendiğin yerli-yabancı oyuncular?
Yerli oyuncuları pek bilmiyorum açıkçası; hele şimdikileri yolda görsem bile tanımam. Ama eskiden Emel Sayın filmlerini severek izlerdim. Yabancı oyunculardan ise Angelina Jolie, Meryl Streep, Diane Keaton, Kate Winslet, Brad Pitt, Jared Leto, Ryan Gosling ve Jack Nicholson sevdiklerimden bazıları.

47) Favori müzik türü ve şarkıcıların peki?
Ah, bu kısım da çok karışık! Daha çok rock ve alternatif severim diyerek geçmek istiyorum bu soruyu yoksa sonu gelmez.

48) En sevdiğin yemekler? Yemek demedim bak, seçmek zor çünkü.
Favorim zeytinyağlı yaprak sarması.

49) Hangi takımlısın, takip ettiğin ve yaptığın bir spor dalı var mı?
Galatasaraylıyım ama sporla uzaktan yakından alakam yok, hatta takımın oyuncularından birinin bile ismini söyleyemem. Akşamları yürüyüş yapıyorum. Onun dışında bir şey yok.

50) Fırsatın olsaydı hangi ülke ve şehirde yaşamak isterdin?
Philadelphia’ya dönebilirsem süper olur. O olmazsa Helsinki olabilir.

51) Gitmeyi en çok istediğin 5 yer?
Chiloe Adası, İzlanda (kuzey ışıklarının görülebileceği herhangi bir yeri), Tibet, Küba, Tokyo.

52) Moda senin için ne ifade ediyor? Giydiklerini neye göre seçersin?
Modayla hiç ama hiç alakam yok. Gördüğümde beğendiğim şey üstümde de güzel gözüküyorsa alıp giyiyorum.

53) Bunu kızlara sormazsak olmaz tabi. En sevdiğin 3 makyaj malzemesi nedir? Marka söylemez serbest bu arada!
Siyah göz kalemi, maskara, kırmızı ruj.

54) En sevdiğin çizgi filmler neler?
Bu aralar Adventure Time’a sarmış durumdayım.

55) Doctor Who desem. Kalp atışın hızlandı galiba şu an. Çok seviyorsun. En sevdiğin doktor kim oldu şu ana dek?
11’inci doktora ölüyorum.

56) Örgü ördüğünü biliyorum. Ve bence bu çok güzel bir şey, çok tatlı paylaştığın fotoğraflar. Bu istek nereden geldi? Birinden mi görüp heves ettin? Örgü deyince de aklıma artık hep Debbie’nin Küçük Mucizeler Dükkanı Serisi geliyor. Okudun mu bu arada?
Küçüklüğümde anneannem gösterirdi nasıl örüldüğünü. O zamanlar çok da ilgilenmemiştim. Daha sonra üniversitede kafa dağıtmanın bir yöntemini ararken örgü örmeyi yeniden keşfettim. Debbie Macomber’i de annem çok sever ama ben hiç okumadım.

57) Yurtdışına hiç çıktın mı? Çıktıysan, en beğendiğin yer neresi oldu?
ABD’de yaşadığım için onu dışarda tutarak Helsinki diyorum.

58) Tanışma fırsatının olduğu 3 ünlü isim olsaydı bunlar kim olurdu? Yazar,sanatçı,oyuncu herkes dahil.
Neil Gaiman, Amanda Palmer, Angelina Jolie.

59) Sohbet etmek istediğin 2 tarihi kişilik?
Frida Kahlo ve Marcel Proust.

60) Yabancı dizi önerilerin? Kaçırmadan takip ettiklerin neler?
Kaçırmadan takip ettiklerim Sons of Anarchy, Supernatural ve The Mindy Project. Bu aralar bir de How To Get Away With Murder’a sarmış durumdayım.

61) En çok nerede-ne zaman-nasıl kitap okumayı seviyorsun?
Yatakta okumak en sevdiğim. Bunu her akşam yapıyorum ama ağırlıklı olarak toplu taşımada okuyorum.

62) Kardeşin olduğunu biliyorum, bannerın harika bu arada! Çok yetenekli bir kardeşin var bence, sanki tam seni yapmış. O da senin kadar okur mu? Ve kitap zevkiniz uyuşuyor mu?
O benim kadar okumaz ama sürekli benden kitap ister. Benim sevdiğim her şeyi o sevmiyor ama tavsiye ettiklerimi beğeniyor Allahtan.

63) Kitaplarla alakalı olacak ama aklıma gelmişken bu güzel soruyu da sormazsam olmaz. İyi soru buldum. Bir adaya düşen, yanına alacağın 3 kitap hangileri olurdu?
Kindle’ımı alsam olmuyor mu?

64) Yurtdışında okudun.. Bu çok zor ama güzel de bir şey. Senin hayatında neleri değiştirdi bu ve bu kararı nasıl verdin? Nerelere başvurdun falan, kısaca süreci anlatır mısın? Bir de, neden Philadelphia?
Baştan beri hep bir gidesim vardı benim. Bu da üniversitede oldu. Asıl yetişkin dönemim orada başladı yani. Hayata bakış açım, her şeyimi değiştirdi. ABD’nin doğu kısmında, hep merak ettiğim New York’tan çok uzak olmayan ve dağın tepesinde yer almayan bir üniversiteye gitme istediğimi biliyordum sadece. Philadelphia biraz şansa oldu diyebilirim ve çok da iyi oldu.

65) En sevdiğin kahve? Starbucks’ın Americano’su veya chai tea latte’si. Duruma göre içinde ekstra espresso shot’la.

Geçiyorum “O mu bu mu?” sorularına.
Çay mı kahve mi? Kahve.
Paranormal mı distopya mı? Distopya.
Seriler mi tek kitaplar mı? Tek kitaplar.
Harry mi Ron mu? Harry.
Unicorn mu anka kuşu mu? Unicorn.
E-kitap mı basılı kitap mı? Basılı kitap.
Bana Dokunma Serisi mi Fısıltı Serisi mi? Fısıltı
Warner mı Patch mi peki? Ay çok zor oldu ya! Seçmek çok çok zor olurdu benim için. Kenji ;)
Can Yayınları mı İthaki mi? Can Yayınları
Çikolatalı dondurma mı çilekli dondurma mı? Çilekli
Neil Gaiman mı Gabriel Marquez mi? Zor oldu galiba. Marquez
Gideon Cross mu Christian Grey mi? Hiçbiri
Ölü Canlar mı Güvercin mi? Güvercin
Gözlük mü lens mi? Lens
Hayalperest olmak mı gerçekçi olmak mı? Hayalperest
Yaşlandıkça hayat daha mı güzel yoksa hep çocuk kalmak mı? Hep çocuk kalmak
İngiltere mi Dublin mi? İngiltere
Helsinki mi Barcelona mı? Helsinki
İlkbahar mı sonbahar mı? Sonbahar
Starbucks mı Türk Kahvesi mi? Starbucks
Mantı mı Kebap mı? Vejeteryan mantı
Evil Queen mi Maleficent mi? Maleficent
Blogger olmak mı yazar olmak mı? Yazar
Hayat çok sıkıcı mı hayat çok renkli mi? Renkli
Bilezik mi şapka mı? Şapka

-Şimdi de, bu aralar sorularına geldik.
Bu aralar, en sık kimleri dinliyorsun?
Die Antwoord, 30 Seconds to Mars, Chinawoman. Bu aralar, izlediğin bir film var mı? Varsa, kısaca yorumun? En son Pride’ı izledim. 1984 yılında iş bırakma eylemi yapan madencileri destekleyen bir LGBT grubunun gerçek hayattan alınan hikayesiydi. Filmin verdiği mesaj, aslında bugün de ihtiyacımız olan mesaj: birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Hepimiz aynıyız aslında; kiminle yatıp kalktığımızın, hangi tanrıya inandığımız veya inanmadığımızın fark etmemesi gerekiyor. Herkes birbirini anlamaya çalıştıktan, birbirini kolladıktan, tek bir bakış sonrasında yargılamaya başlamadıktan sonra tenimizin ne renk olduğu gibi elimizde olmayan, değiştiremeyeceğimiz ayrıntılar neden savaşa yol açsın ki? Bu aralar, ne okuyorsun? Yorumun? Şu anda We Were Liars’ı okuyorum. Dün akşam başladım ve şimdiden içine çekti beni. Bakalım sonunda ne hissettirecek. Bu aralar, seni en çok güldüren şey nedir? Arkadaşlarım. Bu aralar, en çok neyden bıkmış durumdasın? Kendime istediğim kadar zaman ayıramamaktan. Bu aralar, hayatının nasıl olmasını dilerdin? Biraz daha sakin. Bu aralar, pişman olduğun bir şey var mı? Son tatilime bilgisayarımı götürdüğüme pişmanım. Bu aralar, en çok tükettiğin yiyecek? Yoğurt. Bu aralar, “Keşke şu kitabın içine girsem de hep orada kalsam.” Dediğin bir kitap var mı? Alice in Wonderland. Hatta sadece bu aralar değil, küçüklüğümden beri.

Son olarak, senin bloğunu neden takip etmeli sence insanlar? Seni diğerlerinden ayıran yön nedir? Ve söylemek istediğin ekstra bir şey var mı? Çok teşekkürler katıldığın için, senin de etkinlikte var olman çok güzel oldu benim için. Çok mutluyum, umarım keyif almışsındır.
Öncelikle kitaplar konusunda geniş bir skalam olduğunu düşünüyorum. Yorumları “şu oldu, bu oldu” diye bırakmayıp bana kitapların ne düşündürdüğüne, ne hissettirdiğine de odaklanmaya çalışıyorum. Bunun yanı sıra kitaplarla, okumakla ilgili değişik ve ilginç haberler paylaşıyorum. Bir de kitaplarından etkilendiğim yazarları yakalayabilirsem aklımdaki soruları soruyorum onlara. Bir girip göz atsınlar bence, beğenmezlerse çıkarlar.


0 yorum: